14 Mayıs 2009 Perşembe

Umutların yenideni olmaz bir kez daha..
Ya yaşanır gönülde yada kaybedilir ebediyen..
Ama her seferinde bir başkasıyla karşılaşır beden..
Umutların hayallere döner ve akıp gider ruyalarında,
Bazen damlar avucuna bir yağmur damlası gibi bazense eser geçer bir rüzgar gibi..
Ama sen hep devam edersin yoluna.. Geri dönüşler yasakmışcasına...
Hayat yaşamaya değer..
En güzel yaşanmışlıklar adına..
Yeniden Merhaba.. Merhaba hayat.. Kaldığın yerden devam...

22 Şubat 2009 Pazar

Bir varmış.. Bir yokmuş diye başlamak isterdim tıpkı bir masal gibi...
Sessizce çekip giden bir prens varmış uzak diyarların birinde. Herşeyi geride bırakmaya karar vermişte diyebilmeyi istedim öyle deli... Öyle coşkulu...

Bu kez isyan yok, sitemler bitti hayata dair.
Geri dönüş yok bu sefer, ,istekler tükendi..
Hayat... Akıp gidiyor işte kendiliğinden. Sızıyor küçük çatlaklardan bazen coşuyor en derin denizlerde. Durup şöyle bir bakıyorum geriye... Neler yaşadım şu hayatta. Neler gördü bu zavallı gözlerim. Kimleri tanıdı ellerim ve ne nefesler girdi koynuma amansız. Mutluydum! Her şeye hatta herkese inat iyi kötü herşeyimle, elimde olduğunu bildiğim ufak tefek şeylerle... Küçük avuntular ve avuç içini doldurmayacak sevgilerle mutluydum. Çıkarlarla, yalancılarla hatta iftiralarla, bırakıp gitmelerle, ihanetlerle bile mutluydum...

Şimdi sessiz bir gemi gibi vurdum zincirimi limandan. Ömür geçip gidiyor mu ne? neresinden yakalasak hayatı bilmem...

Durup düşünüyorum. "Kimdin ben?" diye. Bunca zaman kendini arayan. Nerede kaybettiğini bilmeyen. Yalan sevdalarlada kalbini avutan ve bir kaç damla göz yaşında boğulan...
Yanlız geldik bu dünyaya. Yanlız gidiyoruz işte.

Dur. Yapma... Tahammül edemedim göz yaşlarına hiç bilirsin mutlaka. Sil onları. Ben hep Mutluyu oynadım hayatta. Yine oynarım meraklanma.

Birde son bir hediye burdan anlayana. Hayaller Düşe döndü, uyandım ağladım ve bitti.

3 Şubat 2009 Salı




Yeni bir dünya yarat kendine,
Derinlemesine büyük olsun şeffaflığı ve alsın götürsün seni yeni diyarlara..
Kahkahalardan şapka yap başına...
Bir damla göz yaşı mutlulyuğunu simgelesin bir kartalın kanatlarında,
Ve hayal et.. Pişman olmayacaksın.
Ve hayal et.. Etki gerçekleştirebilesin...

Aşk olsun dünyanın ana teması,
Hüzün ve acıda olsun onlarsız olmaz bilirsin...
Ve Unut tüm eski acıları.
Herşeyi bırak terk et biran önce hüzünleri.
Onlar peşinden gelecektir merak etme.
Ve hayal et.. Pişman olmayacaksın.
Ve hayal et.. etki gerçekleştirebilesin...

13 Ocak 2009 Salı

..

Gitmeler bana kaldı gözyaşlarımın boğduğu denizlerden bana..
Yalan sevdalar birde sessiz gözler buğulu..ıslak..

Durup bakığım şöyle. En derin kuyularda diplerdeki sevdalar ve kirlenmiş dudaklar.
Seni Seviyorum..

Yalan sözler nasılda üzgün buğulu gözler.. Durgun bitkin ve ıslak..

Öylesine derin olmasaydı sevdalar ağlarmıydı kalpler ve söylermiydi gözler..

Seni Seviyorum.. Seni Seviyorum.. Seni Seviyorum..

17 Aralık 2008 Çarşamba

Sonsuzluğun Şah Damarında..

Yarulmuştu hayatta gencecik yaşına rağmen. Kaybetmişti kayb edeceklerinin hepsini.. Yada hiç kazanamamıştı birşeyleri.. Yokluk içindeydi hayatındaki varlıklar.. Bir yerlerde bir şeyler ölüyordu, parçalanıyordu vazolar ve kimse çizmiyordu onun için kaderin ice cizgisini..

Vazgeçmişti hayatından, unutmuştu hemde en unutulmazları..

Bitecekti onun için zaman. Sessizlik bitecekti, ve duracaktı akıntısı sancılı hayatında.. Bir bir kurtulacaktı düşmanlarından O sırada...

Büyük bir şehrih ıssız sahillerinden biriydi. Son baharın yeni başladığı zamanlardan biriydi. Yada değildi farkında olmadan. Farkında olmakta istememekteydi belki. Yada her ne halttıysa işte. Küçük bir balıkçı teknesini mesken etmişti uzun bir zamandır. Bir orada bir burada dolanır işini görebileceği yerleri gezinip o tekneye gelirdi oraya bırakır kendini ve zamanı geldiğinde enevalesini kanına karıştırıp keyfine bakardı dertlerden uzaklaşmanın. Yada dertsizliği de unutmanın...

Günlerden birinde, ne develer tellal nede pireler berbermiş o günlerde herşey olup bitmiş yada hiç başlamamış belki. Kimin umurunda.. Issız sahilde bir komşu fark etmiş. O kafayala umursamasada çocuk onu umursayacakmış ve bir iki üç derken bir gün karşı karşıaya gelmişler. Stres sinir eksiklik bağımlılık ve dayanıksızlık...

İstiyordu gözlerinde enteresan bir dönmüşlük ve parlaklık vardı. Mordan siyaha dönümsemiş göz altlarında bir şeyler seğrimeye başlamıştı bile. Hızlı adımları ve ihtiyacın getirdiği körlük ile ilerlerken teknesine doğru yerle bir olan ve daha çarpışma esnasında bağırarak sövüşü kum kabarcıklarını bile urkütsede umursamadan devam etmiş. Kalkıp karşısında ne olduğuna bile dikkat etmemiş ve yürümeye devam etmiş oysa...

Tekneye kendini atar atmaz işini görme çalışmalarına başlamış nevale hazırlanıp sessizce kana karışiırken duraksama yada bir an tereddüt ifadesi belirmemiş gözlerinde.. Acıkmış, ihtiyacı varmış yada benzer bişeylermiş işte...


Durgunluğunun kurbanımıydı bilinmez ama o sıralarda oralarda sinirli ve üzgün görünen genç delikanlının göz yaşları hayatın denizlerine çoktan karışsada bu pis denizede bir kaç kez damlamış.. Kısa süredir küçük ikinci sınıf insanların balıkçı teknelerinin bulunduğu bu köhne sahilde yanlız başına dolanırken fark etmişti o enteresan kızı. İlgisini çekmiş ama banane demeyi tercih etmişti. Zaten kendi derdi kendine yetiyordu ve ilgilensede fark etmezdi. Ne paylaşabilecekti bu paçavraların içinde kafasını yerdan kaldırmaktan aciz kızla...

Ani bir patlama ile gerçelkeşen çarpışmanın hayatını değiştireceğini bilememiş. Ağlıyor belkide içinden sövüyodu orada birlyerlerde ve işte hayat. Filmlerden hep farklı oluyordu...

Hiç adeti olmasada bir kararla özür dilemek için karşısında duran kırık dökük tekne kırıntılarının yanına doğtu hızla yürümeye başlamıştı ki bir kaç adım sonra neye şahit olduğunu fark etmesi an meselesiydi..

Olduğu yerde öylece kaldı. İlk kez böyle birşeye şahit oluyordu. Çok duymuş yada yapıldığını bildiği yerlere gelmiş hatta bir çok değişiğini kendiside kullanmıştı ama bunu ilkkez görüyordu. Sessizce bekledi. Başının dönüşünü getirdi göz önüne. Aldığı hazzı düşündü. Rahatlığı.. Enteresan bir şekilde ilgisini çekmişti. Kısa bir süre olduğu yerde bekledi. "Farkımda bile değil.." dedi kendi kendine gülümseyerek ve yürüdü.

Teknenin başına geldiğinde uyuşuk bir beden ve yavaş hareketlerle çevirilen baş ve düşük mor haleli gözlerler ona bakan çok güzel olabilecek kadın evresine yeni girmiş veya girmek üzere bir halde siyah giysilerinin orası burası yırtık bitkin bir tavır ile. "Ne bok arıyorsun burda." dermişcesine sorgular gözlerle karşılaştığında yakut yeşili gözlerin sönüklük ile parlaıklık arasında gidp gelişine tanık oluşu içinde bir şeyleri titretmiş hatta zangırdamıştı sanki.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Benciliğimdeki sen..

Bencil bir ruhum ben beden arayan Yılların verdiği boşlukta dolanan ve her daim kanayan, her aradığımda tekrar kaybeden ben... Aslında benliğime giren sen. Bencilim ben ve içimdeki sen. Kendi ruhuma dokunan içimdeki sen... Okşayan.. karanlık bir odada el yordamı ile tuttuğum hayalimdeki sen. Aslında bencilim ben yani sen.. İçimde büyüttüğüm benliğimi verdiğim sen. Aylarda içime hapsolmuş, hep senin arkanda kalmış korkmuş ben..
Aslında bencilsin sen bilincimde yarattığım sen.. Bedenime kattığım ruhumu paylaştığım herşeyim yaptığın sen.. yada ben..

Ne fark ederki sanki sen yada ben.. bir içimdeki sen birde senin ardında kalan ben.
Aslında bir bedeni paylaşan biz..
Sessizliklerden kap yaptım kendime,
Kalbimi koydum ve yavaşça saldım denizine...
Şimdi sessizce kaybolan bir kalbim oldu..
Çılgın dalgalarınla boğuldu..
Ağlamaklı suratım korkuya büründü...
Sessizliğim kırıldı yavaş yavaş...
Ve kalbim öğlece boğuldu soğukluğunda,
Şimdi ne ben kaldım geriye nede sıcağın kavurduğu, sen...
Şimdi ağlıyorsun...
Ama biliyorum! Benim için değil...
Yokluğunda kaybettiğin seni yeniden doğurmak için.
Artık... Herşeyi biliyorum...
Sığındığın son limanıda kaybediyorsun yine.. Top sesleriyle yerle bir oldu son düşündü.. Sana kalan tek şey ise bir kırık kalem şimdi.

Kim bilir belki dostluğun böyle ölümüne olmasaydı böyle çok yaralanmayacaktın. Sevgiye esir düşmeseydi hayatın, şimdi ihanetin ve hayal kırıklıklarının ortasında üşüyerek ağlamayacak ve tün eski şehirlerden adını silerek ayrılmayacaktın. Doğruluğu seçmeseydin şimdi yanlız olmazdın. Özlüyorsun durmadan belki şimdi çıkar gelir dediğn, gelişini şiirlerle beklediğin birilerini özlüyorsun. Ve bu zaman zarfında gelenlere sana aslında "0" olmadıklarını ispatlayana kadar çok şeyini veriyorsun. Her akşam, kalbim... bu acılara dayan.. bir yalandı tek düşün olan.. da.. da.. dayan diyorsun...

Gecenin belli belirsiz vaktinde sonunu bir türlü getiremediğin o düşten bir çığlıkla uyanıyorsun...
çığlık! ve umudun bahçesinde karanlık..

Sadece kendi sesini duyabilirsin..
Sadece kendi elini tutbilir, kendinin limanına demir atarsın. Gözünden süzülen son göz yaşının rengini görmeden, bilmeden kimse... Ölebilirsin!!..

Dost bildiğin tüm insanlar maskelerini indirdi işte.. Güvendiklerin, ilkel kıskançlıkları ile arkandan ne yalanlar söylemişler.. sen dost evlerinde samimi sohbetler beklerdin, oysa dost evlerindeki çamur atma kampanyalarının tek hedefi olduğunu hiç görmedin..

bir kere şöyle güvendirebilmek kendime.. Bir kere sarılıp bir dostuma ağlayabilmek.. İnandığın o düşü bir kere yaşayabilmek...

Ne zaman ki sırlarını en zayıf notkalarını yani seni öldürebilmenin yegane silahını bile bile verdiğin biri seni vurmaz, seni terk etmezse ve ne zaman herşeyini adadığın o kimse her şeyinle bir gitmezse, o zaman huzuru bulacaksın işte...

Fakat bu kaçıncı yanlışın... ahh kaçıncı yanlışın!. Bir çıkış yolu bulamazsan deli olacaksın... nerede? O eğer varsa, yaşıyorsa nerede? Nerede seni yanıltmayacak olan?

Hemen gel... eğer oradaysan ve beni duyuyorsan....